Esmâ-ül Hüsnâ

Cenab-ı Hakk buyuruyor :  "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri  bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır." (A'raf Suresi :180)
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh)' dan rivayetle:  "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah (cc) tektir, teki sever."
 "Esma'ul Hüsna", en güzel isimler demektir. Cenab-ı Hakk'ın dört bin ismi vardır.  Kur'an-ı Kerim'de bu isimlerin 99'u bize bildirilmiştir.(Hammami, Yasin Tefsiri :2)

Ayet ve Hadislerden Tesbit Edilen Cenab-ı Hakk'ın Doksan Dokuz İsmi, Manaları ve Açıklamaları :

1
Allah : O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler  fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
Allah : Theone Almighty who alone is worthy of worship.
Kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibadet edilmeye layık tek Rab, Mevla, Huda'nın özel ismi. En yüce varlık, bütün kemal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek mabut.Varlığı zorunlu olan tek yaratıcının özel ismi. bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.

 

2
Rahman : Yarattığı bütün canlılara nimet veren
Ar-Rahman : The All- Merciful. He who wills goodness and mercy for all His creatures.
Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan huşunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder. Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.

 

3
Rahim : Acıyıcı
Ar-Rahim : THA Ala compassionate. He who acts with extreme kindness.
Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk'ın oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır. Kur'an-ı Kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur" sıfatı ile birlikte olmak üzere "rahim" sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede "erhamü'r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması kullanılmıştır.

 

4
Melik : Herşeyin hakimi
Al-Malik :  The Absolute Ruler.  He who is the Ruler of the entire universe.
Melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bütün kainat Allah'ın mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi  tasarruf sahibidir. İnsan yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü  üzerinde izafi bir meliklik yetkisi tanımıştır. Herkesin belli  bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah'ın tanıdığı alanda sadece bir emanettir

 

5
Kuddüs : Noksanlıklardan münezzeh, temiz hiç bir lekesi olmayan
Al-Quddus : The Pure One.  He who is free from all error.
Yüce Allah'ın bu ismi, O'nun, teşbih ve tecsimden, bir başka şeye benzetmekten, beşeri sıfatlardan münezzeh olduğunu  ifade etmektedir. O, zatına yakışmayan herşeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır.

 

6
Selam : Selamet verici
As-Salam : The Source of Peace. He who frees His servants from all danger.
Selâmette olan, selâmette kılan. “Selâm” kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (Haşr 23) Allah’ın ismi olarak geçmektedir.
Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor. “Selâm” olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü’minleri Cehennem azabından selâmette kılandır.

 

7
Mü'min : Emin kılıcı, koruyucu
Al-Mu'min :  The Inspirer of Faith. He who  awakes the light of faith in our hearts.
Kalplere iman bağışlayan; yaratıkların zulümden, müminleri azaptan emin kılan; onların şahitliklerini kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka yerine getiren demektir. İnsan kalbini şüphe ve tereddütlerden kurtararak imana kavuşturan Allah'tır. Hidayeti ile bunu  bilgisini ve şuurunu insana bahşeden O'dur.

 

8
Müheymin : Gözetici ve kollayıcı
Al-Muhaymin : The Guardian. He who watches over and protects all things.
Varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştıran. Durmadan bir şeyler yapıp eden bir varlık olan insan, her an Rabbi tarafından görüp gözetildiğini hiç unutmamalı ve  o da hep  Rabbine bakarak kendini denetim altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.

 

9
Aziz : Her şeye galip
Al-'Aziz : The Victorious.  He who prevails, and can never be conquered.
Allah'ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder. O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık yapılmayacak kadar güçlüdür. O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir. Kur'an-ı Kerim'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde tek başına  zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna'dan diğer bir isimle beraber varid olmuştur.

 

10
Cebbar : Dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli
Al-Jabbar : The Compeller. He who repairs all broken thing, and completes that which is incomplete.
Halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten ve bunları yapmakta çok güçlü olan. Allah'u Teâlâ, insanlara bir çok fillerde irade vermiş, hür yaratmış olmakla beraber onların bütün irade ve isteklerini yerine getirmek mecburiyetinde değildir. Allah Teâlâ bazen onların istemediği şeyleri de yapar. Nitekim Allah'tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler hiç bir zaman cezaya çarptırılmak istemezler. Ama zamanı gelince Allah'ın takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar.
Bunun dışında Allah'ın sıfatı olarak kullanılan Cebbar'ın iki  manası daha vardır; "kendisine erişilmez, el uzatılmaz", "azametli, büyük, yüce"

 

11
Mütekebbir : Büyüklükle vasıflı
Al-Mutakabbir : The Majestic. He who demonstrates His greatness in all things and in all ways.
O'nun zatına nispetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak :Allah'ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder. O'nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O'nun büyüklüğünü ortaya koyar. Her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir. Ve O, asli  yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

 

12
Halik : Yaratıcı
Al-Khaliq : The Creator. He who brings from  non-being into being, creating all things in such a   way that He determines their existence and the conditions and events they are to experience.
Allah’u Teâlâ her şeyin Haliki'dir ve bu O'nun subuti sıfatlarındandır. O'ndan başkası için  bu sıfat kullanılamaz.Bütün mükevvenat ve bunun içinde insan, Cenab-ı Hakk'ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an tazelenen oluş  gerçeğine muhtaçtır ve yaratış  vakıasına devamlı konu olmaktadır. Zira Allah'ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan, yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin- zaman ve konu yönünden sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir gerçektir.

 

13
Bâri :  Bir örnek ve emsale ihtiyaç duymadan yaratan 
Al-Bari : The Maker of order. Evolver who created all things so that each whole and its parts are in perfect conformity and harmony.
Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun ve mülayim halde yaratan. Her şeyin azası, hayat cihazları ve anâsırı keyfiyet ve kemiyet itibariyle birbirine uygun ve yaraşır olarak yaratıldığı gibi herşeyin hizmeti ve faydası umumi ahenge uygun yaratılmıştır.
Kur'an'da Bâri kelimesi, halik ve musavvir ile birlikte zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de üç yerede de açıklanır.

 

14
Musavvir : Şekil verici, tasvir eden.
Al-Musawwir : The Shaper of Beauty.  He who designs all things, giving each its particular form and character.
Allah'ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder. Cenab-ı Hakk takdir eden ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. Ve bu husus canlı  ve cansız bütün varlıklar için geçerlidir. Bu sayede varlıkları birbirinden ayırabiliyoruz. 

 

15
Gaffar : Günahları affedici
Al-Ghaffar : The Forgiving.  He who is always ready to forgive.
Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok bağışlayan. Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında bulunmalıdır. Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah'ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda "Ya Rabb; rahmetini umar, azabından korkarız" diye dua edilmektedir. 

 

16
Kahhar : Kahredici, galip gelen, hükmeden.
Al-Qahhar : The Subduer. He who dominates all things, and prevails upon them to do whatever He wills.
Allah'ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en zorlu zalimlerin bile O'na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün dışına çıkamayacağı. Kul, Rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette sadece O'na hesap vereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, O'nun hükmünün dışına çıkamayacağını bilmeli, O'na  ortak koşmaktan sakınmalıdır.

 

17
Vehhab : Bahşedici
Al-Wahhab : The Giver of All. He who constantly bestows blessings of every kind.
Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda bulunan. Sonu gelmeyen bağışların sahibi. Yaratılıp da varlık alanına çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara mazhar olmuştur. İşte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmuyor. Ziyadesiyle bağışta bulunan çok cömert bir Vehhab'ın lütfunu gösteriyor. Ve insanı, kendisine yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.

 

18
Rezzak : Rızık ihsan edici .
Ar-Razzaq : The Sustainer. He who provides all things useful to His creatures.
Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah Teala'dır. O'ndan başka rızık veren yoktur.  Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Kulun, her istediğini talep etmede helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır. Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden Allah'ın taksimine razı olup kanaat getirmek ve O'na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. Allah'ın kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik etmeli, orta bir yol tutmalıdır.

 

19
Fettah : Kapıları açıcı
Al-Fattah : The Opener.He who opens the solution to all problems and makes things easy.
Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve rahmet kapılarını açan O'dur. Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit mantık  oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir,  dışına şeker konmuş öldürücü imansızlık  tuzaklarına yakalananlar gerçeği  anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın  arasını “el-Fettâh” olan Rabbimiz açacak ve  herkes gerçeği görecek, ama iş işten geçmiş  olacak. 
Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir kapıyı kapayınca  annenin göğüslerinden iki kapıyı açan.  Göğüslerdeki iki kapı kapanınca acı-tatlı,
 yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O'dur.

 

20
Alim : Çok iyi bilici
Al-'Alim : The Knower of All:  He who has full   knowledge  of  all things.
Allah'ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi  bilir. Olmuşları olduğu gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir. Hiç bir şey ilminin dışında değildir. Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip olabilirler. Ötesini bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir; istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler. Oysa Allah'ın bilgisi mekanla kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.

 

21
Kabid : Sıkıcı, kısıcı, daraltan
Al-Qabid : The Constrictor:  He who constricts and restricts.
Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de Allah'dır.  Zenginken fakir olanları, güçlü iken  zayıf olanları, yüksek makamlardan düşenleri,  bilginken bunayanları gördüğümüz gibi, fakirken  zengin olanları, Mekke’de zayıf görüldüğü halde
 Medine’de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi  kafirlerin kölesi iken mü’minlerin efendisi
 olanları, Yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden Mısır’a  sultan olanları, Ümmi iken kıyamete kadar  gelecek insanlara ilim öğreticisi olan Hz  Muhammed’i yaratan O'dur.  Kabid ve Basıt’e iman eden bir mü’min haksız  insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği
 hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak  birini daraltırken, haklıların dışını ve içini
 genişletir.  Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken  mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır. 

 

22
Basıt : Genişleten, açan ve bolluk veren
Al-Basit : The Reliever. He who releases, letting things expand. 
Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan anlamına gelir. Yaratıkların hayatı, Allah'ın kudret elindedir. O istediği kulundan ihsan ettiği serveti evlad ve iyali, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıverir, istediği kuluna da yepyeni  bir hayat, neşe ve rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan buyurmuştur.

 

23
Hafid : Aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan.
Al-Khafid : The Abaser. He who brings down, diminishes.
Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan  O'dur. Kendisini tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen, asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar. Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah'ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu oldukları için buna muhatap olmuşlardır. 

 

24
Râfi : Dereceleri yükseltici
Ar-Rafi' : The Exalter.  He who raises up.
Allah'ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini  yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını ifade eder.Kur'an-ı kerim'de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı sayan hadiste (Tirmiz, Da'vaat, 82) geçmektedir.
Yükselmek isteyen O'nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini ortaya koymalıdırlar. Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden yükselemez.

 

25
Muizz : İzzet verici
Al-Mu'izz : The Bestower of Honors.  He who confers honor and dignity.
Allah'ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı  için Müizz adı da ancak O'na mahsustur.

 

26
Müzill : Zelil kılıcı
Al-Mudhill : The Humiliator. He who degrades and abases.
Herhangi bir konuda yetki  ve söz sahibi kişilerin bu durumlarını yitirmeleri ve itibarlarını tamamen kaybederek haysiyetsiz duruma düşmeleri Müzill isminin tecellisidir.
Bu isim asıl ahirette tecelli  edecektir. O gün zillet içinde bırakılanlar artık telafisi mümkün olmayan bir perişanlığa mahkum olmuşlardır. Kafirlerin, nankörlerin ve mücrimlerin seçtikleri yol budur. Kurtuluş  sadece iman ve teslimiyet ile mümkündür.

 

27
Semi : İşitici
As-Sami : The Hearer of All.  Allah takes care of all the needs of those who invoke this    glorious Name one hundred times.
İster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işiten. O'nun işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun kısımlarından birini  gerektirmez. Çünkü Allah bir cisim olmaktan münezzehtir. Bu sıfat İslam bilginlerince Allah'a sübûtu zaruri  bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.

 

28
Basir : Her şeyi gören
Al-Basir : The All-Seeing.  To those who invoke this Name one hundred times between the obligatory and customary prayers in Friday congregation, Allah grants esteem in the eyes of others.
Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. Allah'ın, kalpteki  fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki  gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi  görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü  bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.

 

29
Hakem : Hükmedici, bilgisi ve adaletiyle nihai hükmü  veren.
Al-Hakam : The Judge.  He who judges and makes right prevail.
Hakem ismi, O'nun  zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece Allah'a aittir. Hükmü  elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci O'dur.

 

30
Adl : Çok adaletli
Al-'Adl : The Just.  He who is Equitable.
Allah mutlak adildir; fakat kullar Allah'a karşı adalette bulunmaz.; yani O'nu bir başka şeyle denk sayamaz.O'nu bir tartının kefesine, bir başka şeyi de öbür kefeye koyamaz. Böyle bir hareket ve inanç, kesinlikle şirktir. Allah'a ortak koşmak demektir. Allah asla zulmetmez, hak ile hükmeder, mahluklarına büyük nimet vermede adildir.

 

31
Latif : Lütfedici, incelik gösteren, sezilmez yollardan nimetler veren, gizliyi bilen.
Al-Latif : The Subtle One.  He who knows the minutest subtleties of all things.
En ince işleri en gizli işleri bütün incelikleri ile ve kolaylıkla bilen demektir. Bu anlamıyla latif, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını belirtir.
Allah, nasıl yapıldığı gizli olan en latif şeyleri yapan ve varlıklarının ihtiyaç duyduklarını lütfuyla verendir.

 

32
Habir : Kulunu imtihan edici, gizli  hallerden haberdar olan
Al-Khabir : The All-Aware.  He who has knowledge of the inner, most secret aspects of  all things.
Doğrudan ilim ve haber sahibi olan. İnsanlara gizli kalan yönlerden mutlak anlamda haberdar olan. Haberdar eden. 
Allah'ın bu ismi, O'na imanı olan kullarının yalandan, hilekarlıktan ve edeb dışı hallerden sakındırır. O'na karşı gizliliğin mümkün olmadığını hatırlatır. Ayrıca da onu; bizzat dua ve ibadet etmek yerine, ihtiyaçlarından doğrudan doğruya haberi olmaz zannıyla kendisine  dileklerini  sunmak için vasıta ve aracılara başvurmak gibi cahilane  davranışlara meyletmekten de alıkoyar. Çünkü O, kullarının bütün ihtiyaç ve hallerine, şüphesiz tamamen, her an ve vasıtasız olarak vakıftır.

 

33
Halim : Yumuşaklık gösterici
Al-Halim : The Forbearing.  He who is Most Clement.
Kullarına olan bağış ve merhameti  sebebiyle onları hemen cezalandırmayan, tevbe  etmeleri için  fırsat veren. Asilerin, sapıkların,  düşüncesizlikleri isyanları kendisini öfkelendirmeyen.
 Allah (c.c.) kendisinin yarattığı insanların,kendileri gibi insanları  ilahlaştırdıkları halde  onları hemen cezalandırmayandır. Yediği yemeğin suyunu mazlumların gözyaşından,  sosunu mağdurların kanından temin eden zalimlerin yaptığından haberdar olan. Zalimlerin yaptığından gafil olmayan, ancak onların azabını erteleyen O'dur.
Bizler Halim Rabbimize iman edenler olarak  yumuşak huylu tatlı dilli, güler yüzlü, bal gibi
 sözlü olacağız.  Su, yumuşacık ama kayaları deliyor. Kuru  ağaçların tepesine çıkıp çiçeğe dönüşüyor.  İbrahim’in Halim-yumuşaklığı Nemrut’un  saltanatına son veriyor.  "Allah kahretsin"  dediklerimizi Allah yok etseydi, tek başımıza  kalırdık. "Ya Halim" diyelim. 

 

D E V A M I

Azim, Gafur, Şekur, Aliyy, Kebir, Hafiz, Muki, Hasib, Celil, Kerim, Rakib, Mücib, Vasi, Hakim, Vedud, Mecid, Bais, Şehid, Hakk, Vekil, Kaviyy, Metin, Veli, Hamid, Muhsi, Mubdi, Muid, Muhyi, Mümit, Hayy, Kayyum, Vacid, Macid, 

 

Vahid, Samed, Kadir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Ahir, Zahir, Batın, Vali, Ber, Mütevali, Tevvab, Müntakim, Afüvv, Rauf, Malikül Mülki, Zü'l Celali Ve'l ikram, Muksit, Cami, Gani, Muğni, Mani, Darr, Nafi, Nur, Hadi, Bedi, Baki, Varis, Reşid, Sabur

 


 

 

Esmâ-ül Hüsnâ -2

34
Azim : Sonsuz büyük
Al-'Azim : The Magnificent. He who is Most  Splendid.
Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O'nun büyüklüğünü görmek mümkündür. Allah'ın azametini tefekkür eden insan; O'nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz ve kusurlarını anlar. Alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah'u Tealâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında O'nun büyüklüğünü idrak eder.

 

35
Gafur : Bağışlayıcı, örten, perdeleyen
Al-Ghafur : The Forgiver and Hider of Faults.
Kullarını dünya ve ahirette rezil etmeyen onların günahlarını gizleyen, örten ve günahlarından dolayı cezalandırmayan. Allah, iyiyi-güzeli  açığa çıkaran, kötüyü,çirkini  örtendir. Allah dünyada üzerlerini örtmek, ahirette de  cezasını vermemek suretiyle bunu örter. 
Allah insanı üç türlü örtü ile örtmüştür. İlk örtü; insanın ayıp ve çirkin görünen yerlerini gizleyen elbiseleridir. İkincisi; insanın fikir, düşünce ve hayallerini kalbinde gizlemesidir. Üçüncüsü ise; Allah kulunun günahlarını örtmüş, gizlemiş; günahlarını sevaba çevirmiş, sanki  hiç günah  işlememiş gibi ahirette yalnızca sevaplarını  yazan kitaplarını vermiştir..

 

36
Şekur : Kullukları kabul edici
Ash-Shakur : The Rewarder of thankfulnes. He who gratefully rewards good deeds.
Kullarının şükürlerine karşılık onlara kat kat fazlasını veren, onların az amellerinin mükafatlarını artıran, çok şükreden. Cenab-ı Hak şükrü   kabul eder ve karşılıksız bırakmaz. Şükrü  şükürle ve ondan daha fazlasıyla cevaplandırır. Böylece iyiliklerin çoğalmasına yol açar. Kullarına, onlar tarafından şükrü  ifade edilen nimetleri artıracağına dair Allah'ın kesin vaadi vardır.
Şükür yolunu tutanlar; kendilerine gelmiş olan   nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah'tan olduğunu itiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, nimeti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertib eden ancak Allah'tır. O halde teşekkür edilmeye layık olan O'dur.

 

37
Aliyy : Yükseklikte sonsuz
Al-'Ali : The Highest
Allah Teâlâ bütün kainatın üstündedir. bu, cisimlerin yüksekliğine ve boyutlarına benzemez. Allah, kainatın her noktasında her zerreye aynı nisbette yakındır. O'nun zatı cisimlerin yakınlık uzaklık kavramına benzemez. Allah'tan daha üstün bir varlık yoktur. Bütün kemal sıfatlarında üstün olan yüce Allah zamandan ve mekandan beridir. 

 

38
Kebir :  Mutlak büyük
Al-Kabir : The Greatest. Who is supremely Great.
Kainatın büyüklüğü; gerçekte Allah'ın kebir ismini gösteren bir delil; sadece onu yaratanın kibriyasını işaret eden bir vakıa olarak anlaşılması gerekir. İnsan için ihata edilmesi  hakikaten imkansız bulunan (namütenahi) sonsuz büyüklüğü ise ancak Allah'a mahsustur.
 

 

39
Hafiz : Koruyucu
Al-Hafiz : The Preserver. He who guards all creatures in every detail. 
Kendisinden hiç bir şey gizli  kalmayan, kullarının her şeyini gözetleyip, denetleyen ve onların işlerini melekler vasıtasıyla tescil  ettirip unutulmaktan-kaybolmaktan- koruyan, gökleri ve yeri  muhafaza eden, tabiatı dengede tutan; genelde bütün kullarını helak olmaktan, özellikle müminleri şeytanın tasallutundan esirgeyen ve onları günaha düşmekten koruyan.

 

40
Mukit : Kuvvet verici, yarattığının gıdasını veren
Al-Muqit : The Nourisher. He who gives  every creature it's sustenance.
Gıdalandıran, besleyen, bakıp  gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit. Herkese uygun olarak gıdalarını yaratan O'dur. Rızkımızı kazanırken bu yolda yorulurken ekmek peşinde koşmuyoruz. Çalışmanın, sebeplere sarılmanın ibadet olduğunu bildiğimiz için çalışacağız, çalışırken Rabbin rızasını isteyeceğiz. Bize uygun gıdamız bizim gölgemiz gibi bizi takip eder. Gölgenin peşinden gidenler sonuna varamadan öldüler. 
Midemizi helal ve temiz gıdayla, aklımızı şeriat ve tabiat ilimleriyle, gönlümüzü Allah sevgisiyle gıdalandıralım.

 

41
Hâsib : Hesap Görücü, her şeyi  saymışçasına bilen
Al-Hasib : The Accounter. He who knows every details.
Allah, sayısal değerlerin tamamını, sonucu hesap ile kavranacak ne kadar miktar varsa onların bütününü; hiçbir işlem yapmaya ihtiyaç duyulmadan, doğrudan doğruya ve apaçık bilir.  O'nun ilmi kayıt ve şarta, bir öğrenme sürecine, tefekküre veya herhangi bir işleme bağlı değildir; doğrudandır. Allah'ın Hasib ismi, insanların kesinlikle hesaba tabi olduklarını gösterir.

 

42
Celil : Ululuk ve büyüklük sahibi
Al-Jalil : The Mighty.  He who is Lord of  Majesty and Grandeur.
Celalet ve ululuk ancak Allah'a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah'ın ilmi  her şeyi kuşatır. 
 

 

43
Kerim : Kerem ve İhsan Sahibi
Al-Karim : The Generous.  He whose generosity is most abundant.
Bağşı ve hayrı hiç tükenmeyen, karşılıksız veren, cömert olan, ihsan ve iyilikleri ile bütün iş ve tasarruflları ancak ve övgü ve şükürlere layık olan. 

 

44
Rakib : Gözeten, murakebe eden.
Ar-Raqib : The Watchful One.
Allah'ın bütün varlık üzerinde her an gözcü olduğunu ve her şeyi sürekli murakabesi olduğunu ifade eder. İnsan, bütün hal ve davranışlarıyla her an kendisini yaratan Allah'ın gözetimi ve denetimi altındadır. Onun için ilahi gözetim dışında kalmak hiçbir  şekilde mümkün değildir. Allah2ın ilim ve denetiminden onu sıyıracak hiçbir şey yoktur.

 

45
Mücib : Duaları kabul edici
Al-Mujib : The Responder to Prayer.  He who  grants the wishes who appeal to  him.
İbadetlerimizin özü olan dualarımızın ne zaman nasıl kabul edileceğini biz bilemeyiz. Şunu kesinlikle bilelim ki Allah dualarımızı kabul eder. İstediğimizi vermezde bizim için hayırlı olan başka bir şey verir. Hemen verir veya yıllar sonra verir. Veya ahirette verir. Biz istekte bulunuruz amma istediğimiz şeyin bize faydalımı, zararlımı olacağını bilemeyiz. Onun için her şeyin hayırlısını isteyeceğiz. Bütün isteklerimizi Rabbimizden isteyeceğiz. 
El-Mücib’e iman eden mü’minler olarak bizlerden istekte bulunanların ihtiyacını karşılamaya çalışacağız. İsteyeni azarlamayacağız, hafife almayacağız. Verecek bir şeyimiz olmasa bile tatlı dilimiz var. 

 

46
Vasi : Rahmeti geniş ve sınırsız
Al-Wasi' : The All Comprehending.   He who  has limitless capacity and abundance.
Allah'ın bütün isim ve sıfatları genişlik, sonsuzluk ve tükenmezlik ifade eder. İşte Vasi ismi de bunu belirtir; geniş ilim ve rahmeti ile, lütuf ve ihsan ile her şeyi kuşatan anlamındadır. Allah af ve mağfireti bol, hazinesi sonsuz olandır. O'na açılan yürekler boş çevrilmez ve cevapsız bırakılmaz. 
Bu isim uluhiyet planında hiçbir anlamda bir darlığın, bir kısıtlılığın söz konusu olmadığını gösterir. Yaratışında bir tekrar ve bir kopyalama görülmez. İnsanların simalarında, seslerinde, parmak uçlarında ve her şeylerinde onları birbirinden kesinlikle ayırabileceğimiz farklılıklar vardır.Benzerlik olgusu bir yana, tamamen birbirinin aynı iki insan yoktur ve bu, dünya kurulduğundan bu yana hep böyledir. Sayıya ve  hesaba sığmayan sonsuz bir kudretle sadece insan değil her şey ayrı ayrı çizilerek yaratılmıştır. Çünkü Yaradıcı Vasi'dir; ilmi, kudreti ve sanatı sonsuz genişlikte bulunandır.

 

47
Hakim : Hikmet, hüküm sahibi
Al-Hakim : The Perfectly Wise.He who whose every command and action is pure wisdom.
Yüce Allah yegane hüküm ve hikmet sahibidir: "Kulları üzerine hikmet gereğince galebe ve tasarruf sahibidir, tedbirinde yegane hüküm ve hikmet sahibidir ve kullarının gizli  hallerinden haberdardır. Allah'ın emir ve taslakları bir hikmete dayalıdır. Allah, kayıt, sınır tanımayan bilgisi sayesinde insan için neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu bilir. O halde inananlara neyi emrediyorsa onların yararına, onları nereden sakındırıyorsa, o şeyler onların zararınadır.

 

48
Vedud : Seven, sevilen
Al-Wadud : The Loving One. He who loves His good servants, and bestows his compassion upon them.
Allah'ın mümin kullarını, kendisine yönelen ve tevbe edenleri  çok sevdiğini ve sevilmeye ve dostuluğu kazanılmaya biricik layık olanın O olduğunu gösteren isimdir.

 

49
Mecid : Şanı büyük ve yüksek
Al-Majíd : The Majestic One.  He whose  glory is most great and most high.
Macid ile birlikte aynı anlama gelmekle beraber mübalağa ifade eder. Mecid ismi Cenab-ı Hakk'ın sübuti sıfatlarındandır.

 

50
Bais :Yeniden dirilten
Al-Ba'ith : The Resurrector.  He who brings the dead to life, and raises them from their tombs.
Kulları ölümlerinden sonra dirilten, ölüleri  kalplerinden çıkaran veya ümmetlere  peygamberler gönderen. Allah’u Teala insanları ölüp toprak olduktan sonra dirilterek kabirlerinden kaldıracak "Arasat" denilen çok geniş, dümdüz bir yere çıkaracaktır.

 

 

51
Şehid : Her şeye şahit. Ondan saklı yok.
Ash-Shahid : The Witness.  He who is present everywhere and observes all things.
Her şeye şahit olan, kendisinden hiçbir şey saklanamayan, hiçbir şeyi unutmayan. İnsan için Allah'ın şahit olamayacağı hiçbir şey yoktur. Vuku bulan her şey ilahi planda gözlemlenmekte, izlenmekte ve unutulmamaktadır. Bunun bir istisnası da yoktur. Şu halde insan her hal ve davranışında ve her zaman Allah'ın huzurunda bulunduğunu hiç hatırdan çıkarmamak durumundadır.

 

52
Hakk : Hak üzere kaim.
Al-Haqq : The Truth. He whose being endures  unchangingly.
Bizzat zatının gereği olarak var olan; ilahlığı kesin, sabit ve sürekli olup uluhiyeti tahakkuk eden; mutlak adil olup hakkı ortaya koyan ve ayakta tutan, her gerçek kendinden alınan. Bu isimle zat-ı ilahinin; yokluğu ve herhangi bir değişikliği kabul etmeyen varlığı ortaya konulmuş; O'nun, sürekli  ve hiç değişmeden hakikati ile sabit olan uluhiyeti anlatılmış olur. Allah'ın dışlında hiçbir şey sabit bir gerçeklik değildir ve sürekli bir varlık sahibi olmaz. O'ndan başka her şey yaratılmış olup, değişmeye ve zevale maruzdur, fanidir.

 

53
Vekil : Her şeye vekil
Al-Wakil : The Trustee.  He who manages the affairs of those who duly commit them to His  charge, and who looks after them better than they could themselves.
Kendisine dayanılan-güvenilen (tevekkül edilen), her şeyi gözetip idare eden, hiçbir şeyin bilgisi kendisine gizli kalmayan, şahid ve rızka kefil olan. İşlerini yolunca kendisine bırakanların işini  düzeltip onların yapabileceğinden daha iyi halleden; en iyi şekilde çekip  çevirerek olumlu sonuca götüren. Tam bir tevekkülle bağlanılacak vekil ancak Allah'tır. Kendisine iş ısmarlanan, iş havale edilen ve vekil tutulacak  yegane ve hakiki  merci yalnızca O'dur. Gerçekte her şeyin tedbir ve idaresi zaten Allah'ın elindedir. Bu yüzden O'nun vekil edilmesi, doğrudan imanın sonucu olan bir itimat ve teslimiyet ifadesidir.
O her şeyin yerini tutar, fakat hiçbir şey O'nun yerini tutamaz. Hiçbir şey O'na dayanmadan kendi  başına duramaz. Bu bakımdan Allah'ın vekili olmak ve O'nun yerini tutacak bir vekil düşünülmesi de esasen imkansızdır.

 

54
Kaviyy : Pek güçlü
Al-Qawi : The Possessor of All Strength. TheMost Strong.
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş, onlar vasıtasıyla insanlara kendi isteklerini   bildirmiştir. Her elçi yeryüzüne geldiğinde tek ilahın Allah olduğunu, yalnızca O'ndan korkup sakınmak ve O'nun emirlerini yerine getirmek gerektiğini tebliğ etmiştir. Ancak bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve Allah'ın azabını hak etmiştir. Allah'ın gönderdiği elçiyi inkar eden, ona mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye çalışan  inkarcılar, Allah'ın azabını görünceye kadar bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir. Onlar, yeryüzünde iktidar, güç ve servet sahibi olduklarını düşündükleri için kendilerini haklı görmüş, büyüklenmekten vazgeçmemişlerdir. Oysa unuttukları çok önemli bir gerçek vardır: Allah, en büyük güç sahibidir. 

 

55
Metin : Çok sağlam, kuvvetli
Al-Matin : The Firm. He who is very Steadfast.
kuvvetli, sağlam demek olduğu gibi; sahibinin fiillerinde meşakkat, yorgunluk ve külfet asla söz konusu olmayan. Hiçbir hal O'nu aciz bırakamaz. Hiçbir hususta kimsenin yardım ve desteğine muhtaç olmaz. O'nun rahmetini, sevdiklerine ulaştıracak bir güç olmadığı gibi, müstehak olanı gadab ve intikamından güç ve çare de yoktur.

 

56
Veli : Mü'minlere dost
Al-Wáli : The Protecting Friend.  He who is a   friend to His good servants.
Mümin ve salih kullarını seven, onlara dost ve sahip olan, onlara hayır yollarını açan ve bu hususta kendilerini başarılı kılan. O'nun salih kulları için Veli oluşu bir vakıadır; mümin ve müttaki insanların hayat tecrübelerinde onlara sağladığı destek ve bahşettiği başarı ile tekrar tekrar gözlemlenmiş bir gerçektir.

 

57
Hamid : Hamd edilen, övülen, övgüye layık bulunan, öven
Al-Hamid : The Praised One.  He to whom all praise belongs, and who alone is lauded by the  tongues of all creation.
Esma-ul Hüsna'dan biri olarak övülen anlamı öncelik taşır. Diğer taraftan öven manası, Allah'ın, güzel işlerde bulunan insanları övmesi ve mükafatlandırması dolayısıyla düşünülmüştür. Bu halde de buna muvaffak kılan gene O'dur. 

 

58
Muhsi : Sayan
Al-Muhsi : The Appraiser.  He who knows the number of every single thing in existence, even to infinity.
Yaratıkların yaptıklarını tek tek sayan, bunları kaydeden, hesap eden ve bütün bunları yapmak için her şeyi  gören, sırlardan haberdar olan, her şeyin iç yüzünü ve ayrıntılarını tam olarak bilen, her şeyin kemiyetini, sayısal değerini bütünüyle bilip ona vakıf olan. Cenab-ı Hakk kullarının iyi ve kötü her iş ve hallerini sayar, kayda alır ve bunun bir istisnası da yoktur

 

59
Mübdi : Maddesiz ve örneksiz yaratıcı
Al-Mubdi : The Originator.  He who creates all creating ab initio without matter or model..
Kainat yokken Allah vardı. Kainattaki her şeyi malzemesiz ve modelsiz olarak yarattı. Çekirdekten ağacı çıkarıyor, çekirdek tekrar toprağa düşüyor ve baharda yeniden canlanıyor. Ve kocaman ağaca dönüşüyor. Modelsiz olarak insanı yaratan Rabbimiz onu da bir kanuna bağlamış. Kanunu kıyamete kadar devam edecek. 
Rabbimizin tabiat kanunlarına uyduğumuz oranda rahat ediyoruz. Bunda kimse şüphe ve itiraz etmiyor. Tabiat kanunlarını koyan Rabbimiz Kur’an’ıyla şeriat kanunlarını koymuş, her iki kanuna da uyarsak iki dünyamız güzel olur. 

 

60
Muid : Öldürücü ve diriltici
Al-Mu'id : The Restorer.  He who recreates His creatures after He has annihilated them
Ölümlerinden sonra varlıkları yeniden dirilten, canlarını iade eden, yeniden yaratan. Mübdi ile fark, Mübdi, varlıkları örneği olmaksızın yaratan anlamınadır, Muid ise varlıkları yok ettikten sonra yeniden yaratan demektir.
.

 

61
Muhyi : Hayat verici
Al-Muhyi : The Giver of Life.  He who confers life, gives vitality, revives.
Hayatı yaratan, canlılığı meydan getiren, ölüleri  dirilten, can veren ve canlandıran. 
İnsanoğlu bugüne kadar bir tek canlı yaratamamıştır.Meniye can veren, çekirdeği çiçeğe döndüren Allah (c.c.)dır. Toplumların dirilmesi Allah’ın elindedir. Rabbimizin diriliş  kanunları vardır. Toplumların dirilişi için koyduğu kanunu “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez” (Rad 11) Çocuğun olması için bir erkekle kadının evlenmesi kanunu gibi bir toplumun dirilmesi ve ölmesi için de kanunlar vardır.

 

62
Mümit : Hayat kaldırıcı
Al-Mumit : The Taker of Life. He who creates the death of a living creature.
 İnsanoğlu bir tek canlının ölümüne de engel olamamıştır. Kışı bahara çeviren, baharı güze döndüren O'dur.Toplumların ölmesi de Allah’ın elindedir. Rabbimizin ölüş kanunları vardır
 Biz Rabbimizin kanunlarına uyduğumuz oranda diri kalırız, ölsek de diri sayılırız. 

 

63
Hayy : Başsız ve sonsuz diri, hayat
Al-Hayy : The Ever Living One.  The living whoknows all things and whose strength is sufficient for everything.
Allah’ın "hayatı", tam kamil  bir hayattır. O, ölümsüzdür. Hayat için başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Allah başlangıcı ve nihayeti olmayan ebedi ve ezeli hayat sahibidir. Mahdut sınırların mahkumu, başlangıç ve sonuçların  çerçevelediği ve zaman kavramından tamamen uzaktır. Allah'ın hayatı bambaşka bir hayat şeklidir. Cenab-ı Allah'ın hayat sıfatı, insanların hayat sıfatıyla alışageldikleri özelliklerin hepsinden uzak olduğu gibi mutlaktır da.  İşte bu mana ile, beşer hayalinde dolaşan bütün efsanevi unsurlar vahdaniyet akidesinin dışında kalır. Kulu ne zaman  O'na yönelirse O kuluna icabet eder. 

 

64
Kayyum : Her şey tutan, koruyan
Al-Qayyum : The Self Existing One.  He who maintains the heavens, the earth, and everything that exists.
Allah zatı ve yüceliği ile vardır; her şeyin var olması, varlığını sürdürmesi, ayakta durması O'nun varlığına bağlıdır. Nitekim Ayetü'l-Kürsi'de bu isimden sonraki kısım- onun açıklaması gibidir. "O'nu ne uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar O'nundur.. O'nun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir? O, insanların geçmişlerini ve geleceklerini bilir. İnsanlar ise O'nun ilminden, O'nun dilediğinin dışında bir şey kavrayamazlar. O'nun hükmü gökleri  ve yeri  kuşatmıştır.  Yeri ve göğü  gözetmek, O'nun için zor değildir. O, yücedir, büyüktür"

 

65
Vacid : Dilediğini istediği  an bulan.
Al-Wajid : The Finder.  He who finds what He wishes when He wishes.
Cenab-ı Hakk'ın, herhangi bir şeyi ele geçirmek için; zaman kollamaya bunu sağlamak amacıyla önlem almaya ihtiyacı yoktur. Her şey daima O'nun huzurundadır. Dilediği an hükmünü infaz eder ve bunda da O'nun için hiçbir zorluk söz konusu olmaz. Ne lütfünü hemen kullarına ulaştırmada, ne de cezasını yerine getirmekte O'nun için bir güçlük bulunmaz.

 

66
Macid : Azamet ve şerefle vasıflı, rahmeti  ve ihsanı bol, lütuf ve cömertliği seven
Al-Májid : The Glorious.  He whose dignity and glory are most great, and whoseenerosity and munificence are bountiful.
Kur'an-ı Kerim'de geçmemekte; esma-i hüsnayı sayan hadiste yer almaktadır (Tirmizi, Davut,82). Şerefli, rahmetli ve ihsanı bol, lütfu ve cömertliği pek çok. Cenab-ı Hakk'ın özellikle iman sahibi olan kullarına lütuf ve keremi pek büyüktür. Onları hidayete kavuşturur, iman ile donatarak temiz işler yapmakla nasiplendirir ve sonra da kendilerini  bu vasıfla vasıflandırarak över. Kusurları affeder, kötülüklerini örter, hatta bu konuda samimi tövbeleri  sebebiyle kötülüklerini hasenata çevirir.

 

 

ALLAH, Rahman, Rahim, Melik, Kuddüs, Selam, Mümin, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir, Halik, Bari, Musavvir, Gaffar, Kahhar, Vehhab, Rezzak, Fettah, Alim, Kabid, Basit, Hafid, Rafi, Muizz, Müzill, Semi, Basir, Hakem, Adl, Latif, Habir, Halim

 

Vahid, Samed, Kadir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Ahir, Zahir, Batın, Vali, Ber, Mütevali, Tevvab, Müntakim, Afüvv, Rauf, Malikül Mülki, Zü'l Celali Ve'l ikram, Muksit, Cami, Gani, Muğni, Mani, Darr, Nafi, Nur, Hadi, Bedi, Baki, Varis, Reşid, Sabur

 







 

 

 

 

Esmâ-ül Hüsnâ -3

67
Vahid : Tek ve eşsiz
Al-Wahid : The Unique.  He who is Single, absolutely without partner or equal in His Essence, Attributes, ctions, Names and Decrees.
Allah'ın, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bölünmesi ve sayısının artması söz konusu olmayan ve bir ve tek olduğunu ifade eden ismidir. Helali, haramı yasalaştırmak; sevabı ve günahı belirlemek gibi, kullarını ödüllendirmek veya sadece cezalandırmakta  O'na mahsustur. Bütün bu hususlarda Allah yerine başkalarını koymak veya Allah'a benzeterek yetkili  saymak şirktir; affı olmayan en ağır suçtur. 

68
Samed : Muhtaç olunan ihtiyaçsız
As-Samad : The Eternal.  He who is the only recourse for the ending of need and the removal of affliction.
İnsan ve bütün varlıkların istek ve ihtiyaçlarını karşılayan yegane merci. Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, her noksanlıktan münezzeh ve müstağni olan Allah, ihtiyaç ve isteklerden uzak kalmaları hiçbir zaman söz konusu olmayan bütün varlık aleminin yöneldiği yüce zattır. Kainatta her şey, varlığını sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere, şuurlu ya da şuursuz olarak O'na bakar.

69
Kadir : İstediğini istediği gibi yapamaya gücü yeten
Al-Qadir : The All Powerful.  He who is Able to do what He wills as He wills. 
Allah mutlaka kudret sahibidir. Gücünün sonu bulunmayan, asla acze düşmeyendir. Her şeye güç yetiren, kudreti çok büyük olup her şeye kadir olandır.

70
Muktedir : Kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden
Al-Muqtadir : The Creator of All Power.  He who disposes at His will even of the strongest and mightiest of His creatures.
Hiç bir şey kendisi için imkansız değil. Bütün güçlerin üstünde hakiki  güç ve kudret sahibi ancak Allah'tır. Buna iman ise, diğer şeylerin yalnızca mecazi ve izafi anlamda ve belirli  sınırlar içinde gücü bulundukları anlaşılır ve kabul edilir.

71
Mukaddim : İstediğini öne alıcı
Al-Muqaddim : The Expediter. He who brings forward whatever He wills.
Mahlukatın bir kısmını diğerlerinin önüne geçiren; hidayete kavuşturduğu müminleri kendine yaklaştırarak başkalarının önünde kılan, öne alan. Rütbe, yer, zaman vb. sebeplerle öne çıkma olgusu; Cenab-ı Hakk'ın bu isminden kaynaklanan bir vakıadır.

72
Muaahhir : İstediğini sona erteleyici
Al-Mu'akhkhir : The Delayer. He who sets back or delays whatever He wills. 
Varlıkların bir kısmını geride bırakan, hasımlarını hidayetinden mahrum kılan, müstehak olanların ceza ve sürelerini erteleyen anlamlarındadır. Allah, kullarının teşebbüslerini bazen onların beklentilerine uymayacak şekilde ertelemesi, sonuçsuz bırakmasında mutlaka derin hikmetler vardır. O'nun takdirini saygı ile karşılayıp bu ertelemeyi O'ndan olduğu bilinciyle kabul etmek lazımdır. İşte bu ubudiyettir. İşlerin, bizlerin öngörülerine uymayışını ve fiilen bazen geri kalışını hep bu ismin bir tecellisi olmak gerekir.

73
Evvel :  Varlığının başı olmayan
Al-Awwal : The First.
Cenab-ı Hak yaratmayı başlatan ve sürdürendir. Bütün mükevvenatı var eden, bütün nesne  ve olayları icad edip ortaya çıkarandır. Her şeyden evveldir. Bir evveli, bir öncesi  yoktur. 
Bizim dilimizde ilk ve son kelimeleri zamana ve mekana ve duruma göre anlam kazanır. Allah  (c.c.) için zaman ve mekan olmadığından bu “ilk” ve “son” isimleri Onun evvelinin olmadığı,  sonunun da olmadığını ifade ettiği gibi esmasının  tecellisiyle ilk yaratanın Allah olduğunu en son  yaratanın da yine O olacağını, kainatı ilk defa  yaratan, kıyamette kainatı yok eden, yaratılışdan  kıyamete kadar her şeyi yine yeniden yaratan. O  “İlk” ve “son” olan Allah’tır. “Evvel” ve “Ahir”in  yarattıklarının bir başı ve bir sonu vardır. Yaşımız  kadar yaşıyoruz ve bizi ilk defa getiren, son defa  götürüyor. Yani O’ndan geldik O’na dönüyoruz.
 Öyle ise O’na yaraşır işler yapalım. Hayırlı  hizmetlerde ilklere imza atalım. 

74
Ahir : Varlığının Sonu Olmayan
Al-Akhir : The Last
Hiç bir şey yok iken Allah vardı ve her şey yok olduktan sonra Allah yine var olacaktır. O, evveldir, ahirdir ve aynı zamanda zahirdir.Ondan başka ilah yoktur, onun dışındaki  her şey yok olacaktır. Allah ahir olduğu içindir ki, istisnasız olarak bütün insanlar, dünya hayatının sona ermesinden sonra kendisine döndürülecektir.  Onun dışında ne ilk ne de son sebep vardır. Kamil varlığı içinde, kendisine yeten, müstağni varlıktır.

75
Zahir : Görünen
Az-Zahir : The Manifest One.  He who is Evident.
Varlığından şüphe edilmeyen, varlığının delilleri ve kudreti aşikar olan. Varlık aleminde gözlemlediğimiz, duyularımızla algıladığımız her şey; O'nun varlığına, birliğine ve kemal sıfatlarına açık bir delildir. Her şey O'nu anlatan ve O'nu belli eden aşikar bir işarettir.  O'nun kudret ve hakimiyetini açık seçik belirtir. O'nun varlığının anlaşılması, gözlem yapan ve yeteri kadar düşünebilen insan için kabulü zor olan bir hakikat değildir.

76
Bâtın : Gizli
Al-Batin : The Hidden One.  He who is   hidden, concealed.
Allah Teâlâ'nın varlığı, hem aşikar hem gizlidir. Aşikardır; çünkü  varlığını bildiren işleri, nişanları, gözsüzler bile görmüş ve bu eşyanın hakikatler hakikati yüce varlığı umumi şehadetini, sağırlar bile işitmiştir. Gizlidir; çünkü kul, Allah'ı künhüyle bilemez, ama varlığını hisseder. Allah'ı tam bir biliş ile tanımak hiçbir mahluk için mümkün değildir. Akıl ve bilgi sonludur, sınırlıdır, ezel ve ebedin bilgisine ulaşamaz. Allah'ü Teâlâ'nın zatı mutlak bir sırdır. O sırrı ancak kendi  bilir. Kuluna yaraşan; onun ilmini araştırmak, O'na ibadet etmektir. 
Batın olan Allah, yaratıklarının duyu organlarıyla idrak edemedikleri, görüş ve ilimlerinin kapsayamadığı yegane zattır. O'nun zatı düşünülemez; ancak O'nun nimetleri ve kudretinin eserleri hakkında düşünmek mümkündür.

77
Vali : Her işi yürüten, tasarruf hakkı kendisine ait olan 
Al-Walí : The Protecting Friend.  He who administers this vast universe and all its  passing phenomena.
Bütün varlıklar üzerinde tasarruf hakkı hasri olarak kendisine ait bulunan, her şeyin yönetimi elinde olan, hükümranlığı ve hami oluşu her şeyi kapsayan.

78
Berr : Kullarına şefkatli olup, lütuf, ihsanı, keremi, iyiliği ve bahşetmesi çok olan
Al-Barr : Source of all Goodness.  He who treats His servants tolerantly, and whose  goodness and kindness are very great indeed.
Allah'ü Teâlâ kulları için daima kolaylık ve rahat ister; zorluk istemez. Zorluk çıkaranları da sevmez. Yapılan kötülüklerin çoğunu bağışlar, örter; merhametlilerin merhametlisidir; bir iyiliğe on mükafat verir. Kötülüğün cezası ise bir katını geçmez. Bir kul,  gönlünde iyi bir şey yapmayı kurmuş, fakat herhangi bir engel yüzünden onu yapmamış olsa bile, bilfiil meydana getirmiş gibi mükafatlandırılır. Buna karşı, bir kötülük yapmayı tasarlamış ve kararını vermişken herhangi  bir sebeple yapmamışsa ona ceza verilmez.

79
Müta'ali : Pek yüce, yüceler yücesi.
Al-Muta'ali : The Supreme One.  He is Exalted  in every respect, far beyond anything the mind  could possibly  attribute to His creatures. 
Noksanlık ifade eden her şeyden uzak ve aşkın.O yaratılmışlar için mümkün ve muhtemel bulunan ve onlar için aklen tasavvur olunabilen her hal ve durumdan pek yücedir. Yüceliği mukayese edilemez. O'nun yüceliği mutlaktır ve O bilinen her şeyi aşkın anlamda yüce olandır. Bu bakımdan yaratılmışları överken mübalağadan özellikle sakınmak ve hiçbir yaratılmışı asla bu anlama varan bir üslub ve vurgu ile yüceltmemek lazımdır. Zira bu kavram ancak Allah'ı nitelendirir ve sadece O'na tahsisi gerekir.

80
Tevvâb : Tövbeleri kabul eden
At-Tawwib : The Acceptor to Repentance.   He who is ever ready to accept repentance and to forgive sins.
Kulun Allah'a itaat etmeye dönüş yaptığı  ve günahlarından dolayı pişmanlık duyduğu zaman Allah'ın o kuluna ihsan ve rahmetini ulaştırması; kulun önceden yaptığı hayırlı  amelleri boşa çıkarmaması ve itaatkar kullarına va'dettiği ihsandan bu kulunu da mahrum etmemesidir. Kulun tövbesi tekerrür ettikçe Tevvab olan Allah Teala'dan da kabulü tekerrür eder.

81
Müntekim : Suçların karşılığını veren
Al-Muntaqim : The Avenger.  He who ustly inflicts upon wrongdoers the punishment they deserve.
Kafirlerin, asilerin ve mücrimlerin yaptıklarını yanlarına bırakmayan; suç ve haksızlığa maruz kalanların haklarını mutlaka alan, suçları layık oldukları kadar cezalandıran.
Bütün cürümlerde Allah'a karşı bir itaatsizlik ve suçluluk vardır. Çünkü  bunlar esasında Allah'ın emirlerine uyulmaması yoluyla veya O'nun yasaklarının ihlali suretiyle olmuştur. Mağdur ve mazlumların haklarını adaletiyle telafi etmek de Allah'ın hükmü  ve gücü ile mümkündür. O'nun kurduğu düzende ve geçerli kıldığı ilahi yasada her şeyin telafi  edilmesi ve karşılanması esastır. Dünyada ve özellikle de ahirette bu yasa işler. İşte Müntekim ismi de suç ve cürüm bağlamında bunu göstermektedir.

82
Afüvv : Bağışlayan
Al-Afu : The Pardoner. He who pardons all who sincerely repent.
Allah'ın kullarını bağışlaması suçlarını affetmek şeklinde olduğu gibi mükellefiyetlerini hafifletmek ve kolaylaştırmakla da ortaya çıkar. Allah'ın affetmesi, inanan  ve işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyarak tevbe eden hakkındadır. İşlediği suçta ısrar edip ona devam eden için af değil, öç almak söz konusudur.

83
Rauf : Çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen
Ar-Ra'uf : The Kind.  He who is very Compassionate.
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah'ınkendisi için kullandığı bir sıfat ve güzel isimlerdendir. Rauf'un anlamı ilk anda "Rahim" kelimesinin anlamıyla  aynı gibi  görünüyorsa da, Kuran-ı Kerim'de geçtiği yerlerde Cenab-ı Hakk iki sıfatı da beraber zikrettiği  durumlarda Rauf'u Rahim'den önce buyurmuştur. 
Allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün bir yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını  sürdürmektedir. Bu, O'nun merhametinin ve rahmetinin bir delilidir. Çünkü hiçbir canlı kendisi için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak için güç sarfetmemiş, sadece Allah'ın üstün aklına teslim olmuştur. O, ihtiyaç duyabileceği her şeyi zaten kendisine vermiştir. Mesela bütün canlıların kendilerini savunmak  için farklı yetenekleri vardır. Kimisi son derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli, kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. Bazıları atik ve çabuktur; düşmanlarından hızla kaçarlar, böyle olmayanlar  ise farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı zırhlarla kaplıdır. Bir kısmı bedenlerini düşmanlarından saklayabilecek şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir bölümü de ölü taklidi yaparak düşmanı  kandırabilecek şekilde var edilmişlerdir. 
Şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen ya da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır. Her şeyi böylesine kusursuz ve büyük bir ilimle yaratan Allah onların üzerindeki şefkatini, her birini yeryüzünde hayatlarını sürdürebilecek şekilde noksansız donatmasıyla gösterir.

84
Malikül Mülkü : Mülkün ebedi sahibi
Malik al-Mulk : The Owner of All.
Cenab-ı Hakk'ın mülk üzerinde hem sahipliği, hem de hükümdarlığı vardır. Mülkünü  dilediği gibi tasarruf eder ve aynı zamanda onda geçerli olan yasaları koymak suretiyle dilediği  gibi hükmnetme hakkı da O'na aittir. Bu hususta hiçbir ortağı, dengi  ve yardımcısı yoktur. Mülk denilince dünyası ve uhrası ile kainatın tümü  anlaşılır. bizzat insan da  O'nun kulu olarak, mülküne dahildir.

85
Zü'l - Celali Ve'l - İkram : Ululuk ve kerem sahibi
Dhul-Jalali Wal-Ikram : The Lord of Majesty and Bounty.  He who possesses both greatness and gracious magnanimity.
Bu iki yüce sıfat ile birlikte  nitelendirilmek ancak Allah'a mahsustur. Böylece