|
1
Allah
: O'nun zat ve özel ismidir.
Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
Allah
: Theone Almighty who alone is
worthy of worship.
Kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek
varlık, ibadet edilmeye layık tek Rab, Mevla, Huda'nın özel ismi. En yüce
varlık, bütün kemal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan
sıfatlardan uzak olan gerçek mabut.Varlığı zorunlu olan tek yaratıcının özel
ismi. bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.
|
|
|
2
Rahman
: Yarattığı bütün canlılara
nimet veren
Ar-Rahman
: The All- Merciful. He who
wills goodness and mercy for all His creatures.
Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan huşunda rahmetini
mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha
geniş kapsamlı bir mana ifade eder. Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki
Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve
Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman
vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı
yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine
farz kılmıştır.
|
|
|
3
Rahim
: Acıyıcı
Ar-Rahim
: THA Ala compassionate. He who
acts with extreme kindness.
Rahim sıfatının tecellileri ise daha çok ahirette görülecek, Cenab-ı Hakk'ın
oradaki ikram ve ihsanları müminler için olacaktır. Kur'an-ı Kerim'in 115
ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur"
sıfatı ile birlikte olmak üzere "rahim" sıfatı kullanılmıştır. Bu
da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört
ayettede "erhamü'r-rahimin (merhametlilerin en merhametlisi)"
tamlaması kullanılmıştır.
|
|
|
4
Melik
: Herşeyin hakimi
Al-Malik
: The Absolute Ruler.
He who is the Ruler of the entire universe.
Melik yada malik olma, malik olunan şey üzerinde
istenildiği biçimde tasarrufta bulunmayı gerektirir. Bütün kainat Allah'ın
mülküdür ve Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf sahibidir. İnsan
yeryüzünde halife olduğu için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi
bir meliklik yetkisi tanımıştır. Herkesin belli bir tasarruf sahası
vardır. Fakat bu tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah'ın
tanıdığı alanda sadece bir emanettir
|
|
|
5
Kuddüs
: Noksanlıklardan
münezzeh, temiz hiç bir lekesi olmayan
Al-Quddus
: The Pure One. He who is
free from all error.
Yüce Allah'ın bu ismi, O'nun, teşbih ve tecsimden, bir başka şeye
benzetmekten, beşeri sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade etmektedir. O,
zatına yakışmayan herşeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdid ve
tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik sıfatları
kendisinde olandır.
|
|
|
6
Selam
: Selamet verici
As-Salam
: The Source of Peace. He who
frees His servants from all danger.
Selâmette olan, selâmette kılan. “Selâm” kelimesi Kur’anı Kerimde 33 defa
geçer ama bunlardan yalnız bir tanesi (Haşr 23) Allah’ın ismi olarak
geçmektedir.
Her doğan ölüyor, her yeşeren kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların
en değerlisi insan doğuyor, büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor,
uyuyor ve ölüyor. “Selâm” olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm
dinini indirerek selâmet yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller
arasına köprü olan selâmı, nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü’minleri
Cehennem azabından selâmette kılandır.
|
|
|
7
Mü'min
: Emin kılıcı, koruyucu
Al-Mu'min
: The Inspirer of Faith.
He who awakes the light of faith in our hearts.
Kalplere iman bağışlayan; yaratıkların zulümden, müminleri azaptan emin
kılan; onların şahitliklerini kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka
yerine getiren demektir. İnsan kalbini şüphe ve tereddütlerden kurtararak
imana kavuşturan Allah'tır. Hidayeti ile bunu bilgisini ve şuurunu
insana bahşeden O'dur.
|
|
|
8
Müheymin
: Gözetici ve kollayıcı
Al-Muhaymin
: The Guardian. He who watches
over and protects all things.
Varlıkları görüp, gözeten, itaatkar kullarının sevaplarını eksiltmeden
mükafatlarını veren, her şeyi varacağı noktaya ulaştıran. Durmadan bir şeyler
yapıp eden bir varlık olan insan, her an Rabbi tarafından görüp gözetildiğini
hiç unutmamalı ve o da hep Rabbine bakarak kendini denetim
altında tutmalı; böylece hal ve işlerini sürekli ıslaha gayret etmelidir.
|
|
|
9
Aziz
: Her şeye galip
Al-'Aziz
: The Victorious. He who
prevails, and can never be conquered.
Allah'ın mutlak hakimiyet ve üstünlüğünü ifade eder. O hiç bir şekilde ve
surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü yetendir. O, haksızlık
yapılmayacak kadar güçlüdür. O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet
sahibidir. Kur'an-ı Kerim'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat hiç bir yerde
tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna'dan diğer bir isimle
beraber varid olmuştur.
|
|
|
10
Cebbar
: Dilediğini zorla yaptıran,
ulaşılmaz, azametli
Al-Jabbar
: The Compeller. He who repairs
all broken thing, and completes that which is incomplete.
Halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini düzelten
ve bunları yapmakta çok güçlü olan. Allah'u Teâlâ, insanlara bir çok fillerde
irade vermiş, hür yaratmış olmakla beraber onların bütün irade ve isteklerini
yerine getirmek mecburiyetinde değildir. Allah Teâlâ bazen onların istemediği
şeyleri de yapar. Nitekim Allah'tan korkmayan, emirlerine karşı gelen asiler
hiç bir zaman cezaya çarptırılmak istemezler. Ama zamanı gelince Allah'ın
takdir edeceği cezayı çekmeye mecbur olurlar.
Bunun dışında Allah'ın sıfatı olarak kullanılan Cebbar'ın iki manası
daha vardır; "kendisine erişilmez, el uzatılmaz", "azametli,
büyük, yüce"
|
|
|
11
Mütekebbir
: Büyüklükle vasıflı
Al-Mutakabbir
: The Majestic. He who
demonstrates His greatness in all things and in all ways.
O'nun zatına nispetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak
büyüklüğün ancak :Allah'ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder. O'nun
büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O'nun
büyüklüğünü ortaya koyar. Her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü
ile işaret eder. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu
belirtir. Ve O, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak
kibirlenenleri de helake uğratır.
|
|
|
12
Halik
: Yaratıcı
Al-Khaliq
: The Creator. He who brings
from non-being into being, creating all things in such a
way that He determines their existence and the conditions and events they are
to experience.
Allah’u Teâlâ her şeyin Haliki'dir ve bu O'nun subuti sıfatlarındandır. O'ndan
başkası için bu sıfat kullanılamaz.Bütün mükevvenat ve bunun içinde
insan, Cenab-ı Hakk'ın yaratmayı sürekli tazeleyip yürütmesine, her an
tazelenen oluş gerçeğine muhtaçtır ve yaratış vakıasına devamlı
konu olmaktadır. Zira Allah'ın yaratışı, sadece var edip ortaya çıkarmaktan,
yani hayatın yalnızca başlangıç safhasına ilişkin- zaman ve konu yönünden
sınırlı, belirli- bir özellik olmaktan ibaret kalmayıp sürekli cari olan bir
gerçektir.
|
|
|
13
Bâri
: Bir örnek ve emsale
ihtiyaç duymadan yaratan
Al-Bari
: The Maker of order. Evolver
who created all things so that each whole and its parts are in perfect
conformity and harmony.
Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun ve mülayim halde yaratan.
Her şeyin azası, hayat cihazları ve anâsırı keyfiyet ve kemiyet itibariyle
birbirine uygun ve yaraşır olarak yaratıldığı gibi herşeyin hizmeti ve
faydası umumi ahenge uygun yaratılmıştır.
Kur'an'da Bâri kelimesi, halik ve musavvir ile birlikte zikredilmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de üç yerede de açıklanır.
|
|
|
14
Musavvir
: Şekil verici, tasvir eden.
Al-Musawwir
: The Shaper of Beauty.
He who designs all things, giving each its particular form and character.
Allah'ın varlıkları, onların her birinin hüviyetini şeklen ortaya koyan ve
açığa çıkaran bir özellikle yarattığını ifade eder. Cenab-ı Hakk takdir eden
ve yaratmayı murad ettiği şeyi varlık planına çıkaran olduğu gibi; aynı
zamanda, yarattığı her şeyi bir suret çizerek biçimlendiren ve böylece de her
bir şeye ayrı bir hususiyet verendir. Ve bu husus canlı ve cansız bütün
varlıklar için geçerlidir. Bu sayede varlıkları birbirinden
ayırabiliyoruz.
|
|
|
15
Gaffar
: Günahları affedici
Al-Ghaffar
: The Forgiving. He who
is always ready to forgive.
Günahları çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok
bağışlayan. Mümin, tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid
arasında bulunmalıdır. Müslüman, ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın
azabından güven içersinde olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah'ın
mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir
namazının son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda "Ya
Rabb; rahmetini umar, azabından korkarız" diye dua edilmektedir.
|
|
|
16
Kahhar
: Kahredici, galip gelen, hükmeden.
Al-Qahhar
: The Subduer. He who dominates
all things, and prevails upon them to do whatever He wills.
Allah'ın her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olması, en
zorlu zalimlerin bile O'na boyun eğmek mecburiyetinde oldukları, hükmünün
dışına çıkamayacağı. Kul, Rabbinin herşeye galip ve hakim olduğunu, ahirette
sadece O'na hesap vereceğini, yaratıklardan hiçbirinin, O'nun hükmünün dışına
çıkamayacağını bilmeli, O'na ortak koşmaktan sakınmalıdır.
|
|
|
17
Vehhab
: Bahşedici
Al-Wahhab
: The Giver of All. He who
constantly bestows blessings of every kind.
Kullarına hiçbir karşılık gözetmeksizin tekrar tekrar ve çok çok bağışlarda
bulunan. Sonu gelmeyen bağışların sahibi. Yaratılıp da varlık alanına
çıkışından itibaren insan sürekli nimetlendirilmiş, daima lütuf ve ikramlara
mazhar olmuştur. İşte bütün bunlar tesadüfen olmuyor; şuursuz ve rastgele
yürüyen bir yapının sonucu ortaya çıkmış bulunmuyor. Ziyadesiyle bağışta
bulunan çok cömert bir Vehhab'ın lütfunu gösteriyor. Ve insanı, kendisine
yapılan ikramlara bakarak onun sahibini anlamaya çağırıyor.
|
|
|
18
Rezzak
: Rızık ihsan edici .
Ar-Razzaq
: The Sustainer. He who
provides all things useful to His creatures.
Beslenerek yaşamaları için bütün canlıların rızıklarını veren yalnız Allah
Teala'dır. O'ndan başka rızık veren yoktur. Eğer Allah rızkı kulları
için bolca yaysaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar ve azarlardı. Allah
kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğine de kısar.
Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Kulun, her istediğini talep etmede
helal yollardan hareket ettikten sonra, Rabbine müracaat etmesi lazımdır.
Sebeplerine yapıştıktan sonra, rızkları taksim eden Allah'ın taksimine razı
olup kanaat getirmek ve O'na şükür etmek ve hamd etmek lazımdır. Allah'ın
kendi hazinesinden kendisine verdiğini ne israf etmeli, ne de cimrilik
etmeli, orta bir yol tutmalıdır.
|
|
|
19
Fettah
: Kapıları açıcı
Al-Fattah
: The Opener.He who opens the solution to all
problems and makes things easy.
Taraflar arasında hüküm veren; birine yardım edip zafere ulaştıran; hayır ve
rahmet kapılarını açan O'dur. Silah gücü, kelime cambazlığı ve basit
mantık oyunlarıyla hakkı batıla karıştırıp, içine zehir, dışına
şeker konmuş öldürücü imansızlık tuzaklarına yakalananlar gerçeği
anlayamadan giderlerse, ahirette hak ile batılın arasını “el-Fettâh”
olan Rabbimiz açacak ve herkes gerçeği görecek, ama iş işten
geçmiş olacak.
Çocuk ana rahminde iken çocuğa rızık kapısını açan, çocuk dünyaya gelince bir
kapıyı kapayınca annenin göğüslerinden iki kapıyı açan.
Göğüslerdeki iki kapı kapanınca acı-tatlı,
yaş-kuru yiyeceklerden dört kapıyı açan O'dur.
|
|
|
20
Alim
: Çok iyi bilici
Al-'Alim
: The Knower of All: He
who has full knowledge of all things.
Allah'ın bilgisine sınır yoktur. O her şeyi bilir. Olmuşları olduğu
gibi, olacakları da, olmuşlar kadar açık ve seçik bilir. Hiç bir şey ilminin
dışında değildir. Yaratıklar, onun müsaade ettiği kadar bilgiye sahip
olabilirler. Ötesini bilemezler. İnsanların bilgisi tam ve mutlak değildir;
istikbali bilmekte tamamen acz içersindedirler. Oysa Allah'ın bilgisi mekanla
kayıtlı olmadığı gibi zamanla da kayıtlı değildir.
|
|
|
21
Kabid
: Sıkıcı, kısıcı, daraltan
Al-Qabid
: The Constrictor: He who
constricts and restricts.
Maddi yönden fakirleştiren ve daraltanında, zengin edip genişleten de
Allah'dır. Zenginken fakir olanları, güçlü iken zayıf olanları,
yüksek makamlardan düşenleri, bilginken bunayanları gördüğümüz gibi,
fakirken zengin olanları, Mekke’de zayıf görüldüğü halde
Medine’de güçlenenleri, Bilal-i Habeşi gibi kafirlerin kölesi
iken mü’minlerin efendisi
olanları, Yusuf (s.a.v.) gibi hapishaneden Mısır’a sultan
olanları, Ümmi iken kıyamete kadar gelecek insanlara ilim öğreticisi
olan Hz Muhammed’i yaratan O'dur. Kabid ve Basıt’e iman eden bir
mü’min haksız insanların ellerine aldığı, zimmetine geçirdiği
hakları onlardan alarak hak sahiplerine dağıtarak birini
daraltırken, haklıların dışını ve içini
genişletir. Zalimlerin yüreğine korku salarak daraltırken
mazlumların gönlünü genişletir ferahlatır.
|
|
|
22
Basıt
: Genişleten,
açan ve bolluk veren
Al-Basit
: The Reliever. He who
releases, letting things expand.
Dilediği kullarının rızkını genişleten veya ruhlarını cesetlere yayan
anlamına gelir. Yaratıkların hayatı, Allah'ın kudret elindedir. O istediği
kulundan ihsan ettiği serveti evlad ve iyali, hayat zevkini, gönül
ferahlığını alıverir, istediği kuluna da yepyeni bir hayat, neşe ve
rızk bolluğu verir. Rızık, fakir ve zengin herkese ulaştırılır. Allah, rızkın
insanlar arasında eşit olmamasında derin ibretler bulunduğunu da beyan
buyurmuştur.
|
|
|
23
Hafid
: Aşağıya indiren, alçaltan,
değerini azaltan.
Al-Khafid
: The Abaser. He who brings
down, diminishes.
Dilediğini, kendince bilinen bir hikmet ile bir şekilde alçaltan, özellikle
suçlu olanları sonunda mutlaka buna maruz bırakan O'dur. Kendisini
tanımayan; emir ve yasaklarını dinlemeyen; yasaklarına açıkça karşı gelen,
asi, hain, ve mütekebbirler, müstehak oldukları için nihayet alçaltırlar.
Sebep bizzat kendileridir; haklarında Allah'ın geçerli kanunu işlemiş ve suçu
oldukları için buna muhatap olmuşlardır.
|
|
|
24
Râfi
: Dereceleri yükseltici
Ar-Rafi'
: The Exalter. He who
raises up.
Allah'ın insanları yükselttiğini, ahirette müminlerin derecelerini
yükselteceğini, böylece onları mutlu kılacağını ve şereflerini artıracağını
ifade eder.Kur'an-ı kerim'de isim olarak yer almayan Râfi, esmâ-i hüsnâyı
sayan hadiste (Tirmiz, Da'vaat, 82) geçmektedir.
Yükselmek isteyen O'nun rızasını kazandıracak amellerle bu yoldaki özlemini
ortaya koymalıdırlar. Zira O dilemedikten sonra kimse kendiliğinden
yükselemez.
|
|
|
25
Muizz
: İzzet verici
Al-Mu'izz
: The Bestower of Honors.
He who confers honor and dignity.
Allah'ın kullarını üstün kılınıp onurlandırdığını, onlara şeref bahşettiğini
ifade eder. İnsanları hidayeti onurlandırdığı için Müizz adı da ancak
O'na mahsustur.
|
|
|
26
Müzill
: Zelil kılıcı
Al-Mudhill
: The Humiliator. He who
degrades and abases.
Herhangi bir konuda yetki ve söz sahibi kişilerin bu durumlarını
yitirmeleri ve itibarlarını tamamen kaybederek haysiyetsiz duruma düşmeleri
Müzill isminin tecellisidir.
Bu isim asıl ahirette tecelli edecektir. O gün zillet içinde
bırakılanlar artık telafisi mümkün olmayan bir perişanlığa mahkum
olmuşlardır. Kafirlerin, nankörlerin ve mücrimlerin seçtikleri yol budur.
Kurtuluş sadece iman ve teslimiyet ile mümkündür.
|
|
|
27
Semi
: İşitici
As-Sami
: The Hearer of All.
Allah takes care of all the needs of those who invoke this
glorious Name one hundred times.
İster gizlensin ister açıkça söylensin, gizliyi, fısıltıyı bile işiten. O'nun
işitmesi yaratıklarında olduğu gibi işitmek için bir organı, kulağı veya onun
kısımlarından birini gerektirmez. Çünkü Allah bir cisim olmaktan
münezzehtir. Bu sıfat İslam bilginlerince Allah'a sübûtu zaruri
bulunmuş ve isbatı için akıldan delil getirmeye bile gerek görülmemiştir.
|
|
|
28
Basir
: Her şeyi gören
Al-Basir
: The All-Seeing. To
those who invoke this Name one hundred times between the obligatory and
customary prayers in Friday congregation, Allah grants esteem in the eyes of
others.
Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel
olamaz. Allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları,
fikirdeki gizlilikleri, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede
kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı
sesi görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine
rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet
etmesidir.
|
|
|
29
Hakem
: Hükmedici, bilgisi ve
adaletiyle nihai hükmü veren.
Al-Hakam
: The Judge. He who
judges and makes right prevail.
Hakem ismi, O'nun zati sıfatlarındadır. Hüküm verme yetkisi sadece
Allah'a aittir. Hükmü elinde tutan, iyiyi kötüden ayırdeden ve verdiği
hükmü kimsenin bozamayacağı yegane merci O'dur.
|
|
|
30
Adl
: Çok adaletli
Al-'Adl
: The Just. He who is
Equitable.
Allah mutlak adildir; fakat kullar Allah'a karşı adalette bulunmaz.; yani
O'nu bir başka şeyle denk sayamaz.O'nu bir tartının kefesine, bir başka şeyi
de öbür kefeye koyamaz. Böyle bir hareket ve inanç, kesinlikle şirktir.
Allah'a ortak koşmak demektir. Allah asla zulmetmez, hak ile hükmeder,
mahluklarına büyük nimet vermede adildir.
|
|
|
31
Latif
: Lütfedici, incelik gösteren,
sezilmez yollardan nimetler veren, gizliyi bilen.
Al-Latif
: The Subtle One. He who
knows the minutest subtleties of all things.
En ince işleri en gizli işleri bütün incelikleri ile ve kolaylıkla bilen
demektir. Bu anlamıyla latif, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını belirtir.
Allah, nasıl yapıldığı gizli olan en latif şeyleri yapan ve varlıklarının
ihtiyaç duyduklarını lütfuyla verendir.
|
|
|
32
Habir
: Kulunu imtihan edici,
gizli hallerden haberdar olan
Al-Khabir
: The All-Aware. He who
has knowledge of the inner, most secret aspects of all things.
Doğrudan ilim ve haber sahibi olan. İnsanlara gizli kalan yönlerden mutlak
anlamda haberdar olan. Haberdar eden.
Allah'ın bu ismi, O'na imanı olan kullarının yalandan, hilekarlıktan ve edeb
dışı hallerden sakındırır. O'na karşı gizliliğin mümkün olmadığını
hatırlatır. Ayrıca da onu; bizzat dua ve ibadet etmek yerine, ihtiyaçlarından
doğrudan doğruya haberi olmaz zannıyla kendisine dileklerini
sunmak için vasıta ve aracılara başvurmak gibi cahilane davranışlara
meyletmekten de alıkoyar. Çünkü O, kullarının bütün ihtiyaç ve hallerine,
şüphesiz tamamen, her an ve vasıtasız olarak vakıftır.
|
|
|
33
Halim
: Yumuşaklık gösterici
Al-Halim
: The Forbearing. He who
is Most Clement.
Kullarına olan bağış ve merhameti sebebiyle onları hemen
cezalandırmayan, tevbe etmeleri için fırsat veren. Asilerin,
sapıkların, düşüncesizlikleri isyanları kendisini öfkelendirmeyen.
Allah (c.c.) kendisinin yarattığı insanların,kendileri gibi
insanları ilahlaştırdıkları halde onları hemen
cezalandırmayandır. Yediği yemeğin suyunu mazlumların gözyaşından,
sosunu mağdurların kanından temin eden zalimlerin yaptığından haberdar olan.
Zalimlerin yaptığından gafil olmayan, ancak onların azabını erteleyen O'dur.
Bizler Halim Rabbimize iman edenler olarak yumuşak huylu tatlı dilli,
güler yüzlü, bal gibi
sözlü olacağız. Su, yumuşacık ama kayaları deliyor. Kuru
ağaçların tepesine çıkıp çiçeğe dönüşüyor. İbrahim’in Halim-yumuşaklığı
Nemrut’un saltanatına son veriyor. "Allah
kahretsin" dediklerimizi Allah yok etseydi, tek başımıza
kalırdık. "Ya Halim" diyelim.
|
|